Blog Yazılarım

İletişimsiz iletişim çağına Hoş Geldiniz!!!

Blog Yazılarım - 20 Ocak 2018

85 doğumluyum… 90’ların çocuğu olarak büyüdüm… Evimize ilk uzaktan kumanda geldiğinde anneannem onu kaplamıştı 😊 tabletim yoktu ilkokulda tetrisle tanıştım, ortaokulda ICQ girdi hayatıma, Mario vardı, az çıldırtmadı beni o kertenkele kılıklı yaratık… Lisede Doom denilen bilgisayar oyun hoşuma giderdi… peki ya sonra???

Büyüdük ve kirlendik 😊 şaka bir yana büyüdük, geliştik, değiştik… PlayStation’da sabahlara kadar Resident Evil oynadığımı hatırlıyorum(baya gelişmişim dimi😊)… Iphone’nun ilk çıkışı aklımda henüz sosyal medya yok, 2007 de açmışım Facebook’umu derken Instagram girdi ve çağ değişik bir iletişim çağı haline geldi…

Sosyal yanı mı yoksa psikolojik yanı mı ya da ikisi birde mi insanı rahatsız ediyor bilemiyorum ama bir yanlışlık var insan seziyor. Her konuşmam da yazımda söylüyorum. Ben mahallede büyüdüm ve o yıllarımdan hiç kopamıyorum enteresan bir şekilde de gururla anlatır oldum. Yahu insan mahallede oyun oynamasını niye gururla anlatsın işte öyle garip bir çağ yaşadığımız dönem…

Oğullarımdan biri 2, diğeri 4 yaşına girmek üzere… İkiside telefonu açıp kapatmayı, Youtube’dan çizgi film bulmayı biliyor… Gurur mu duymalıyım??? Uzmanların söylediği akıllı telefon ve Ipad NO… Hmmm, İngiltere kraliyet aileleri ve ona yakın kesim çocuklarına hiç tablet vermiyorMUŞ. -muş dedim çünkü ben görmedim duyduğumu iletiyorum, bunları yazanında gördüğünü sanmam 😊 tamam hadi inandık… peki nasıl uzak tutacaksınız ??? Televizyon, Ipad ve tablet çocuk bakıcısı değildir, kesinlikle katılıyorum ama ben hatırlıyorum annem bana VHS video çizgi film bulurdu… sonraki yıllarda kendimi denetlemeyi bildim… e iyide şimdi herkes sosyal medya da yaşıyor o nasıl olacak…

Arkadaşımla bir yere gidiyoruz, masanın üzerinde telefonum, etrafa baktım onlarında öyle, alıştık… suda ki kurbağa misali, sıkılınca ya da konuşma esnasında arada sosyal medya kontrolü de yapılıyor, buna da alıştık, giyilen her kıyafet özenle çekilip medya çukuruna atılır bu da tamaaaaam, mükemmel aile portreleri, ben zenginim arabam bu, çantam şu, takılar havada uçuşur, girls night çok sosyal şirin bir varlığım, yaşasın yaşıyorum amaaaa KİM İÇİN? NE İÇİN? Nerde yaşıyorsun… Herkesin bir inancı var saygı duymak lazım ama benim korkum iletişimsiz iletişim çağına girdik haberimiz yok… Aslında bunların hiç biri normal değil ama normal çoğunluğun yaptığıdır ya hani “norm” yani eeee herkes yapıyor, o zaman hapı yuttuk geçmiş olsun….

En son kalben kimi dinledik acaba? Şimdi okuyanlarda bazıları offf koç gibi konuşma der haklısınız belki ama cidden… ne seziyorum biliyor musunuz? İnsanlar eğitimdeyken bile konuşmacıyı dinlerken zor zar duruyorlar çünkü dinlemeyi de unuttuk, herkesin sosyal medyası var e tabi bu peşinde BENCİ düşünceyi de getirdi, hep” benler” konuşuyor iletişimi unutuyoruz… nerde benim küçükken her akşam sofrada anneannemin, dayımların oturduğu içinde bolca muhabbetin geçtiği empati ve dinleme yeteneğinin geliştiği sofralar. Nerde okulu astıktan sonra Mc Donald’s da yapılan beyin devresi yakan muhabbetler…

Şimdi bakıyorum kimsenin kendine ayırdığı “kendi zamanı” kalmadı… sıra beklerken, hastanede, pastanede, sinema arasında, evde, işte, arabada, yemek yaparken, çocuk bakarken kısacası yer yerde kendimizi başka insanların hayatlarına bakarken bulabiliyoruz. Balıklama dalıyoruz, izin istemek yok, herkes laf cambazı konuşmaya geldi mi çatır çatır, karşınıza geldi mi kelime haznesi 10 ağzını açamıyor… Kimisi için bu yaşama sebebim diyecek kadar tehlikeli bir durumda. Artık iletişimimiz gibi, değerlerimiz ve algımız da değişiyor…

Bu yazımı belki 3 belki 5 kişi okuyacak belki de milyonlar ama eminim ki okumayı seven okuyacak çünkü artık onu da istemiyoruz, birkaç foto koysam belki ilgi çekerdi, mesela 2, 3 şeyma subaşı fotoğrafı, aaaaaa kız acaba neden bahsediyor denirdi 😊

Neyseeeee, son olarak, fark ettiyseniz çatışmaların da sayısı hayatımızda artmaya başladı, insanı geçtim hayvanla yada doğayla çatışan kişiler bile çoğalmaya başladı. Yaniii duygularımızı ifade edemez duruma gelirsek bunların hepsi içimizde birikir, onlar kullanmak için varlar, içimizde çöplüğe dönüşüyorlar bu artıklar çoğaldıkça kokuşuyoruz ve biz olmaktan çıkıyoruz… “Duygu yoksunu ifadesiz insan topluluğu olma yolunda emin adımlarla ilerlemek” Kulağa hoş gelmese gerek…

“Anlaşılmak çöldeki su gibidir, kıymeti ancak çöl gibi bomboş ve ruhu kurumuş olan insanların içine düştüğünüzde anlaşılır ve sanırım insanlık da biletini almış o yöne doğru gitmekte…”

Aslında bu çıkmazdan kurtulmak çok kolay hep anlatıyorum ve anlatan bir sürü insan da var ama önemli olan uygulayabilmek, sanırsam artık ülkeleri kurtaran bir kahraman bekler gibi dünyayı bu çıkmazdan kurtaracak kahramanlara ihtiyacımız var 😊 neyse benim inancım var bir şeyler değişebilir… 😊

Önerilen filmler:
• Matrix serisi
• Suretler
• I, Robot
• Wall-E
• Black Mirror (dizi)

Resim: http://webdesign-hq.blogspot.com.tr/2014/01/freebie-social-media-junkies-wallpaper.html

Profesyonel Koç
Sinem yavuz

 

İçeriğin Devamı

Yeni nesil ebeveyn hastalığı “Mükemmeliyetçilik” olabilir mi?

Blog Yazılarım - 5 Ocak 2018

NOT: yazının içindeki soruları lütfen samimiyetle cevaplayınız…

Kısaca küçüklüğümden bir kesit anlatmak istiyorum annemin mahallede çikolata dükkânı vardı (sagra special) bilenler bilir… mahallede herkes birbirini çok iyi tanırdı ve ben dükkandan çikolata kaçırıp mahalledeki çocuklara dağıtan bir yaramazdım bunla sınırlı kalsa iyi mahalledeki arkadaşlarla toplanıp aşağı mahalledeki çocukları dövmeye giderdik 😊 NİYE? büyük bahçede top oynuyorlar diye, orası bizimdi güya. 6-15 yaşım mahallede geçti (sanmayın beni sokağa attılar öyle değil😊) kendi hakkımı kendim savundum, ağaç tepelerinde kiraz topladım ve sokak oyunlarının hastasıydım… benim zamanımda yan bahçenin içinde sadece barfix çubuğu vardı uzunca üstünde sallanır dururduk öyle her mahallede park olmazdı… şimdilerde spor amaçlı yapılan o ip atlamayı, biz saatlerce mahallede oynardık hey gidi günler… e şimdi bu benim zamanım muhabbetini çok yapmayacağım bayar… ne de olsa, değişmeyen tek şey değişimdir, tatbikî değişeceğiz… Sözüm milenyum çağındaki oyun anlayışına 😊

Derken büyüdük, evlendik 😊 şunun şuarasında çocuk sahibi olalı 4 sene olmak üzere… sorsalar bana nasıl bir annesiniz? diye sanırsam fena değilim derim. Aslında Beyazıt ve Metehan’a sormaları lazım… 😊

Tabi şunu sezmemek için kör olmak lazım sistem çok değişiyor ve buda beni çok korkutuyor… NEDEN Mİ? Başını kapıya hafifçe değdirdi diye öğretmenine kızan hatta okulu inleten annelere ya da parkta kaydırak sırasını başka bir çocuğa kaptıran çocuğunun hakkını savunmak için tepelere kadar tırmanıp “sıranı bekle, sıra ondaydı” diyen ailelere ya daaa 5 yaşındaki çocuğun yemeğini hala ağzına tıkan, çocuğun eksiksiz büyümesi için işi abartıp her istediğini yapan ebeveynlere varan müthiş koruyucu, mükemmellik kokan hareketlere varan, yeni nesil aileler türedi sanki… Belki de türedi yanlış oldu varmış ben çocuğum olunca öğrendim 😊

Toplumda bu inançları kırmak oldukça zor çünkü herkesin belli başlı sebepleri var. Kimisi ben şöyle büyüdüm benim çocuğum öyle büyümeyecek diyor. Kimisi imkânım var elbette en iyi şekilde büyüyecek diyor, kimisi sosyal medyadaki suni hayatlara özeniyor (lafım blogger annelere), okullardaki at yarışını da yabana atmamak gerek, yan komşu çocuğunun gittiği kurs sayısı, kuzenin yurtdışı olayları, e bir de medya var… ver coşkuyuuuu zihin haritası oluşturun, çocuğunuz 3 günde matematik, 4 günde İngilizce 1 ayda dünya insanı olsun derken ebeveynlerde beyin terk… Ne yapsın bu anne baba DAHA NE YAPSINNNN… ????

İlk çocuğum doğduğunda bende de aman ilk her şeyin en mükemmeli olsun, özgüveni olsun, kendini ezdirmesin… gibi düşünceler olmadı değil ve bu düşüncelerle uğraşmak beni hayli yordu… insanın sürekli kendini sorgulaması daha dahası için uğraşması beni oldukça yıpratıcı bir sürece soktu, derken 2. Bebeğime hamile kalmam bir pencere açtı bana, bu işin mükemmeliğini değil, çocuğa uygununu yapmak istiyordum ve özerkliği algıda değiştirebilecek bir beceri ile tanıştım ve bütün paradigmam değişti… Aslında şunu gördüm hepimiz farkındalığı yüksek insanlarız ama mükemmellik olgusu altında nasıl da farklı davranabildiğimizi ve kendimize değil, çocuğumuza odaklanmamız gerektiğini anladım.

Aile ortamı inanç ve değerlerin oluştuğu yerdir, en güvenli bölgemizdir. Müthiş ve olması gereken bir güçtür ama bizler çocukların o güvenli bölgeden arada sırada çıkmalarına olanak sağlamazsak cesaretleri, mülkiyetçilik yapıp sorunları biz çözersek sorumluluk duyguları, her şeyi önüne sunarsak yaratıcılıkları ve onlara roller çizip verirsek kişilikleri GELİŞEMEZ… O zaman geçmişte ne kadar yanındaysak büyünce de “büyüdün sen” deyip elimizi eteğimizi çekmek olmaz, o kadar yanında olmak zorunda oluruz… Ne de olsa bu onun suçu değil! biz öyle yapmış olmuyor muyuz?????

Yaşadığımız dünya mükemmel değil bunu kabul etmek lazım ama bu dünyanın içinde fırsatlar var önemli olan onları değerlendirmek, çocuklarımızı kanatlarımız altında yetiştirirsek sadece bizim görüp yakalanabildiğimiz fırsatlarla yetinmek zorunda kalırlar, çünkü kendi vizyonumuzu/ gözlüklerimizi onlara takmış oluruz peki ya biz olmayınca ne olacak????

İşte her şey bu kelimenin başının altından çıkıyor. Mükemmellik… ne yazık ki; Mükemmel anne baba diye bir şey yoktur.

• Ailelerin oluşturduğu kimliklerinden çıkacak diye korkan bağımlı çocuk yetiştiren ebeveynler vardır
• Ben yapamadım çocuğum yapsın deyip, kendi ihtiyaçlarını arayan ebeveynler vardır
• Sürekli çözümü önüne sunup, sorumluluk vermedikleri için çocuğu rahata alıştıran ebeveynler vardır
• İlişkiyi sürekli bir şeyler alarak maddiyata bağladıkları için ruhsuz çocuk yetiştiren ebeveynler vardır
• Her şeyi elde ettikleri için güç kullanma bağımlısı olan çocuk yetiştiren ebeveyn vardır
• Ödülü abartıp iç motivasyonu çalışmaz hale getiren ebeveynler vardır

Çocuklarımızın bizden tek bir beklentisi var o da dengeli, tutarlı ve samimi sevgi. Önemli olan çocuklarımızla olan duyguları paylaşarak akışkan hale getirmek… Gerçek şu ki iletişimi sevgi dili olan ailede yetişen bir çocuk tüm toplumu etkiler.

Belki de şöyle düşünmeliyiz, hayat dönen bir tezgâh, çocuğunuzda çamur… sanatçı ne yapmayı düşünüyorsa başlıyor sevgi ve şefkatle çamura baskı yapıp şekil vermeye ve vazoya dönüşünce baskı yapayı kesiyor… ama acaba o vazo olmak istiyor mu????

Gerçek sevgi diye tabir ettiğiniz şeyler mükemmellik adı altında yapılanlarsa, bir daha düşünsek daha iyi olur…

Profesyonel koç ve eğitimci
Sinem yavuz
Not: etkili anne baba eğitimlerim yakında…

İçeriğin Devamı

Koç mu? Hani şu hayvan olan mı?

Blog Yazılarım - 21 Aralık 2017

Uzun zamandır koçluk kavramı ile ilgili bir yazı yazmak istiyordum.

Ne iş yapıyorsunuz? diye sorulduğunda, eğer koçum derseniz, mutlaka o surat ifadesinde bir terslik olduğunu sezersiniz 😊  o surat ifadesinin önce insan aklına bir hayvan, sonra spor antrenörü ardından da Şeyda Coşkun’u getirdiğini anlayabilirsiniz.

İşte o noktada derin bir nefes çekip 500. Cü kez açıklama getiririm mesleğim hakkında… hayır hayvan olan değil yada hayvan özelliği taşıyan bir yönü de yok inatçılık yapmak gibi 😊 yoksa düğünlere profesyonel halay takımı çağrılır edasında, “sinir olduğunuz satış elemanlarına bizi gönderin inatçılığımızla onları çileden çıkaralım profesyonel koç” gibi bir şey de değil. 2. Seçeneği tezle çürütmeye geldiğinde fazla bir açıklama yapmadan tek söylediğim şey ben antrenörde değilim oluyor veeee en çok karşılaştığım 3. Seçenek, aaaa biliyorum Şeyda Coşkun tarzı bir şey sizin işiniz…

galiba en çok burda anlamsızlaşıyorum, o an kendimi kameraya çekmek isterdim ama şöyle böyle tahmin edebiliyorum suratımdaki aptal gülümsemeyi, hayır koçluk öyle bir şey de değil şeyda hanım, insanların mide eğitmeni😊 ve de spor yapmalarında onlara yol gösteriyor, benim bunla uzaktan yakından alakam bile yok diyorum ve genelde göz kaydırma haraketi ile bitiyorum konuşmayı ☹. Bitti mi sandınız HAYIR, koçlukla ilgili biraz açıklama yapınca ilk soru şu oluyor, e o zaman siz danışmansınız? Ya da nasıl yani psikoloji mi okudunuz bu işi yapıyorsunuz? Yaaaaaaa daaaaaaaa e sen benim iş tecrübeme sahip değilsin ki bana nasıl koçluk yapıcan? İşte burda derin bir nefes çekiyorum, tak tak tak inner koç devreye girme zamanııııııı, sakin ooooool… kimselere kızmıyorum, alınmıyorum çünkü kimsenin suçu değil bu yeni bir meslek türü işin ilginç yani gerçekten meslek muamelesi görüyor 😊çok değerli bir iş olan psikologluk bu devirde meslek olarak sayılmazken koçluk yeni bir tür olmasına rağmen meslek statüsünde. Yani evet profesyonel koçluk bir meslek bence önce bu söylenmeli…

Peki gerçekten nedir bu Profesyonel Koçluk?

Kökenleri nereye bağlı?

Kimler koç olabilir? Nasıl koç olunur?

Kimler almalı ya da alınmalı mı? Ve işe yarar?

Welcome on borad, şimdi sıkı sıkı oturun ve kemerleri bağlayın uçuşa geçiyoruz, gideceğimiz yer koçluk adası 😊

Bize eğitim esnasında koçun yargısızca, karşısındaki kişinin potansiyellerine inanarak, güçlü sorularla kişiyi kendi iç yolculuğuna çıkarmamız söylendi. Yani aslıdan bir ayna görevi görmemiz gerektiği, kesinlikle yönlendirme yapmadan sadece GÜÇLÜ SORULARLA kişiyi kendine buldurma, gösterme, potansiyellerini keşfetme yada arttırma çabası ???? o ne demek ya diyebilirsiniz çünkü bende başta böyle yaklaştım 😊 soru mu sorucam nasıl hemde güçlü olacak, e polis olsaymışım sorguya mı çekiyoruz kişiyi alalaaaaalaa diye düşündüm. Eğitim esnasında bütün önyargılarım, buharlaşan su misali kayboldu gitti.

NOT: aşağıdaki kavramları lütfen 2 kere okuyunuz…

Danışman: bir konu yada iş hakkında uzman bilgiye sahip kişilerin, bunlarla ilgili danışan kişiyle paylaştığı deneyim, istatistiksel bilgiler ve yönlendirmeler yapan kişidir yada meslek dalıdır.

Psikoterapi : geçmişe odaklanır, geçmişteki yaşanılan ruh ve davranış halini gelecekte olması halinde davranışsal anlamda düzeltmeye odaklanır, bilinçaltı çalışmaları yapılır, danışan zaman zaman söylenmesi zor olan şeyleri anlatır. Genellikle batı terapi tarzı ağırlıklıdır yani hastanın duygularını kontrol etmeye veya değiştirmeye odaklanır. (psikoterapistlik ve klinik psikoloğu olmak da ayrıca çok zor ve zahmetli bir meslektir.)

Batı düşündüğümüz şeyin hissettiklerimizi, bunun da harekete geçiş şeklimizi etkilediğine inanır.

***** İşte şimdi olaylar biraz farklılaşacak, bunlar bana eğitim esnasında anlatılmadı ama ben okuduğum ve araştırdığım bazı kaynaklardan aslında koçluğun çıkış yerinin bu kaynaklara bağlı olduğunu düşünüyorum. Evet psikolojiyi baz almış nede olsa işimiz insanla felsefe yapı taşı olmazsa olmazı özellikle benim motivasyon koçluğumda kullandığım bir şey ama bence Japon ve uzak doğu felsefesi olan logo terapi ve morita terapisi koçluk puzzle ının önemli parçaları.

Logoterapi: gelecekle ilgilenir. Ruhani inançları vardır. Manevi boyutta çalışır. Amaç kişiye hayat amacını bilinçli şekilde keşfetmeye itmektir. Bu tür terapi yönetmini seçen kişiler: kendi kaderini değiştirmek için yardıma ihtiyacı olan kişilerdir.

Bu terapi yöntemini ve uygulanışını uzunca araştırdım oldukça yakın bir sistem koçlukla ama inanmıycaksınız!!! Daha da yakın bir terapi yöntemi morita…

Morita terapi: amaç odaklı terapi yöntemidir. Batı hastanın duygularını kontrol ederken, bu sistem şuna inanmış aynı koçluktaki gibi duygular kontrol edilebilen bir şey değildir kabul edilmelidir, hoş görü ile karşılanmalı ve olaylar karşısında böylece yeni duygular yaratılabileceğine inanıyor. Kısacası kişiye eylemlerin sorumluluğunu almayı ve amacıyla ilgili net bir algı oluşturmayı hedefler. Sık sık durumlar karşısında benim neye ihtiyacım var ve hangi eyleme geçmeliyim soru ile kişiye daha proaktif bir yaşam sağlar.

Eh şimdi koçluğu anlatıcam ama olmayacak çünkü koçluk aslıdan birkaç inancın birleşmesi, felsefeyi yapı taşı edinmiş, sonuçları kanıtlanmış araçların uygulandığı, e tabi psikolojiden de esinlenmiş bir meslektir. İşi gücü gelecek ve potansiyellerle ilgili olan, kişiyi karmaşık duygulardan çıkarıp bir hayat amacı kazandıran, yönlendirme yapmayan ama zekice soruları ile senin düşünmediğini düşündüren kısacası değişim, gelişim ve potansiyellerle ve de en önemlisi POZİTİF DÜŞÜNCEYİ baz almış bir meslek dalı efendim😊Dolayısı ile psikolog arkadaşlar koçlara cephe almanıza gerek yok sizin mesleğe değinmiyoruz görüyorsunuz, aslında hiçbir koçun da psikoloğum dediğini de duymadım. Dahası, psikoloji çok önemli bir şeydir, insanın aklını alırsınız nasıl geri koyulacağınızı bilmezseniz geçmiş olsun. Koçların asla girmemesi gereken bir yerdir.  Eee bu nokta da artık herkes duracağı yeri öğrenmiş oluyordur umarım… evetttttt ben bir koçum…

Peki koç nasıl olunur? Bu konu ile ilgili müthiş bir bilgi kirliliği var. İstanbul’da belli başlı kurslar var hepsini araştırdım, bana mantıklı gelen bir eğitim merkezi ile görüşüp başlamaya karar verdim. Burada önemli olan hatta en önemli olan şey uluslararası ICF ya da AC gibi derneklerden akredite olmuş bir kurstan koçluk eğitimi almanız yoksa belgeniz geçerli olmuyor daha da önemlisi ne öğretiyorlar bilemiyorum. Benim eğitimi aldığım yer hem ICF hem AC den akrediteydi 😊 gönül rahatlığı ile eğitimime başladım. Burada bu süre zarfında iyi bir koç mentorunuz olmalı çünkü bu işi nasıl yaptığınızı size geri bildirim vermeli. Yoksa işte o her yerde karşınıza çıkan ama ıspanak yememiş sorular soran koçlardan olursunuz ya da karşılaşırsınız 😊. Benim montörlerim Türkiye’nin en iyi PCC ve MCC koçları olduğu için çok şanslıyım. Pcc, Mcc işine hiç girmeyeceğim çünkü o kısmına girersek henüz yeni olan (aslında Türkiyede 10, dünyada 25 seneden fazladır olan bir iş) bu iş dalını anlamakta güçlük çekenlere bir komplike iş daha yüklemek istremem, o yüzden gerek duymuyorum.

Evet demek ki akredite olmuş bir yerden eğitim almış kişiye koç deniyor, ne güzel bu kadar basit miydi yani? Diyor olabilirsiniz ama ne yazık ki burada işler daha da karışıyor. İşte bu 2. Kısıma ben “olma hali” diyorum. Yemek gibi düşünün önce malzemeler sonra pişme kısmı ama yemeğimiz tandır efendim öyle 2 saate pişmez 12 saate kadar yolu var 😊 Eğer koçluk almaya karar verdiyseniz emin olun ilk bakacağınız nokta kişinin kendisindeki değişimdir evet ne yazık ki her koç sertifikasını alan kişiye koç denmiyor, çok normal bir şey çünkü herkes koçluk yapmaya değil bazen de kendisini değiştirmeye gelenler yada eğitimi aldıktan sonra bu iş bana göre değil diyenler olabiliyor, geri kalanından iyisini seçmek dediğim gibi kendisindeki değişime bakıp anlayabiliyorsunuz. E bir de ilk seans dediğimiz kimya görüşmesi var baktınız elektriğiniz tutmuyor yolları ayırabiliyorsunuz. İşte bu nokta da yinelemek lazım, her yaşam koçuyum diyene kanmayınız, çünkü etraf maşallah yaşam koçu kaynıyor… e bir deeeeee koçların genel değerleri değişim ve gelişim olmalı çünkü ICF ve AC size değişimi esas kılıyor eğitim, kitap, kurs, workshop, belgesel, seyahat artık aklınıza ne gelirse gelişmelisin yoksa koç olamazsın diyor ki bence de öyle 😊

Eeeevet buraya kadar sıkılmadıysanız ve okuduysanız HARİKASINIZ… şimdi diğer soruya geçiyorum… kimler koçluk almalı ve ne işe yarar? Koç federasyonu şunu söylüyor, kişi zihinsel ve ruhsal anlamda sağlıklı ise (çünkü diğer kısmı psikolog arkadaşlarımın uzmanlık alanı) herkes koçluk alabilir. Öğrencisinden 90 yaşındaki insana, doktorundan maden işçisine, Elon Musk’ından sokakta uyuyan adama kadar herkes… Çünkü koç her insanın içinde bir dev olduğuna sadece o devi uyandıracak taşı henüz atmadığına belki de o büyüklükte bir taş bulamadığına inanır.Türkiye’de genellikle yöneticiler performanslarını arttırmak için, öğrenciler sınav ve tercih zamanlarında, şirketler takım işi yapan kişilere daha verimli iletişim kurabilmeleri için, aileler iletişim eksiklerini gidermek için ve kişilerde hayallerini gerçekleştirmek için hedef odaklı koçluklar alabiliyor.  Ne işe yaradığı kısmına gelince… üzgünüm ama bunu anlatamayacağım çünkü bunu ancak yaşamanız lazım… o yüzden şimdi soruyorum koçluğa önyargılı ve koçluğu almamış kişilere… Bunu almamanıza rağmen koçluğun nasıl bir şey olmadığını anlatıp duruyorsunuz, nerden biliyorsunuz kafanızdaki gibi bir şey olduğunu???

 

Saygılar…

PROFESYONEL KOÇ Sinem Yavuz

İçeriğin Devamı