panik atak

Savunma Mekanizması Devrede; Kimseye GÜVENMİYORUZ…

Blog Yazılarım - 14 Temmuz 2018

Bilmiyorum nedendir? Eskiden daha az insan olduğu için mi? Yoksa küçük olduğum için mi? İletişim ağı bu kadar kolay olmadığı için mi? Yoksa insanlık yobazlaştığı için mi? şunu fark ettim artık eskiden olduğundan daha hızlı incinebiliyor ve incitebiliyoruz… Bundan ötürü de diğer insanlara tereddütle yaklaşıyoruz… Bilinçaltı hayata tehdit, fırsat, nötr ve kaynak gözü ile bakar… Türkiye de bu durum sanırsam; Tehdit!!! Üzerinden işliyor… E bundan dolayı da savunma sistemlerimiz her an devrede ve insanlarda bir dengesizlik, paranoya ve yalnızlık hali meydana gelmeye başladı…
Araştırmalara göre; Türkiye de insanların birbirlerine en çok güvendikleri yer Anadolu Bölgesi çıkmış %18 (bir söyleşide denk gelmiştim bu konuya) e bu durumda diğer yerler kaç??? Annem anlatıyor, anneannem komşularının çocuklarına ihtiyaç duyulduğunda evde yemek yapar bakarmış… Hadi şimdi bıraksana komşuna çocuğunu? Onu geçtim bakkala giderken eline telefon verip gönderir olduk… peki iş yerlerindeki çıkmaza ne demeli… Rekabet ortamı başka bir olgu, güvensizlik başka… peki evlilikler?

Neden böyle oldu, insanlık nereye gidiyor, kendimizi soyutlayarak güvenli alanımızı koruyabilir miyiz yada güvenmeden yaşayabilir miyiz hatta tekrar güvenip yaşamak nasıl olurdu??? İnsanın aklına bir sürü soru gelmiyor değil…

Güven olgusunun temelleri ilk yılarımızda oluşur, doğar doğmaz önce annemizle bu bağı kurarız, kimisi bu konuda şanslı, kimisi bu olgudan yoksun olarak büyüyor. Dolayısıyla da güven duygusu önce kendimizde başlıyor. Kişinin özüne güveni tamsa etrafa güvenmekte sıkıntı yaşamıyor ama orada noksanlığı varsa bir şeyler tetikleniyor. Bu aslında şu demek kişi hayatta başına gelecek her hangi bir olayda, altından kalkabilecek yetkinliğe sahipse güven verme ve alma konusunda sıkıntı yaşamıyor. Dolayısıyla, güven eksikliğinin verdiği yalnızlık hissi, kişide büyük bir boşluğa bunun da kaygıya ya da depresyona sebep olma ihtimali oluşuyor, bunun seviyesi de arttıkça insanda hayat ile ilgili anlam kayması yaşanabiliyor ve hatta ciddi güvensizlikler sonucu hareket alanı daralması söz konusu olabiliyor…

Çoğu insan da yanlış bir düşünce var (bence). Gelecek tehdit, kişinin kendisinden değil dışarıdan gelecekmiş gibi yaşanıyor ama durum aslında içimizde. Bazen yaşadığımız hayal kırıklıkları ve beklentilerimizin dışında oluşan olaylar ya da kişinin yaptığı davranışlar yüzünden güvensizlik duygumuz artıyor. Durum şu ki; güven insanların kendiyle ilgili meselelerini ne kadar hallettiği ile alakalı… Kendi içinizdeki olumsuz duyguları ne kadar kontrol altına alabiliyorsunuz? Çoğu objektif gerçeği kendi sübjektif gerçeğinizle ne kadar çarpıtarak algılıyorsunuz? aslında bütün mesele bu. Karşımızdaki kişiye güvenmememiz için bir sürü sebebimiz olabilir ya da ararsak bulabiliriz de ama ya bu şekilde yaşamayı alışkanlık haline getirsek ne olacak? Beklide çoktan getirdik ve şu anki neslin temellerini geçmişte attık bile…

Gördüklerime dayanarak yazıyorum… bazı insanların, bulunduğu ortamdan ya da kişilerden duyduğu tedirginlik o kadar yoğun oluyor ki enerjisinin çoğunu o tedirginlikle savaşarak harcıyor… özellikle de bunu iş yerlerinde daha çok görüyoruz, tabi enerji yoksunluğundan dolayı da düşük bir potansiyelle işlerine kendilerini vermeye çalışıyorlar ya da verdiklerini zannediyorlar. peki SORU: bu kişi nasıl mutlu olur? Paranoya bu nokta da başlıyor: herkes ona düşman ve arkasından iş çeviriyor. Depresyon burada başlıyor: hissedilen değersizlik ve hayata anlam verememe durumu. Soyutlaşma burada başlıyor: yalnızlık hissi, disosiye olma. Sonarsın da kişilere düşmanca bakma “onların hatası” toplum böyle, olay öyle… Suçlama, kızgınlık… Nasıl bir kısırdöngü belli değil. Şimdi birde bu kafa yapısı ve algısı olan ailede yetişen çocukları düşünün, sizce de normal değil mi çocuğun kaygılı ve herkesi düşmanca eğilimi olan kişiler olarak görmesi ve dolaysıyla da o yönde tavırlar sergilemesi… Bu bir kişinin yaydığı enerji, bir de toplumun böyle olduğunu düşünün… Sorum hala geçerli; nasıl mutlu olur bu toplum?

Çok uzatmayacağım aslında oldukça derin bir konu bu ama amacım sadece düşündürmek…

Sonuç…
Duygusal dünyasını yanlış anlamlandırmış, gerçeklikten uzak, kafa sineması içindeki subjecktif gerçekleri ile yaşayan bir kişi ne yazık ki güven kelimesinin anlamını bilemez… Bu kişiler diğer insanların dürüstlüğü altında başka şeyler arar. Güven vermeyip alamadığından dolayı da kaygı ve depresyon gibi hislere düşmesi muhtemeldir…

Peki, doğrusu nedir?
Anne babaların çevreleri ve kendileri ile barışık, dengeli ve uyum içinde yaşadığını göre ve bu ortamın koşullarını çocuğuna sağlayıp, ileride başına gelebilecek olumlu olumsuz her hangi bir olayda o durumu atlatabilecek yetkinliği edinmesi için özerk olma yolunda ona destekçi olduğunu gören çocuklar kendi güven ortamını oluşturacaktır inancındayım…

Peki, çocukluğumuz böyle bir ortamda geçmemiş ve artık yetişkinsek ne yapılmalı???
Bizler sosyal varlıklarız dolayısıyla insanları sevebilmek, kendimizi sevmekle başlar yani önce sevgi diyoruz. Sonrasın da insanlarla ya da olaylarla baş edebilmek için de, öz değerimizi güçlendirip olaylara verdiğimiz anlamlardan edindiğimiz baş edebilme yöntemlerini geliştirdiğimiz sürece GÜVEN de oluruz…

Profesyonel Koç
Sinem yavuz

Not: herhangi bir zihin bozukluğu (psikolojik, biyolojik) olmayan bireyler için genel anlamda yazılmıştır bu yazı…

İçeriğin Devamı